11 Nisan 2014 Cuma

İş Eş Çocuk Kariyer

Bu başlık sana neler çağrıştırmış olabilir? İş arkadaşları, zamlar, mülakatlar, yöneticiler, mesai saatleri, almamız gereken terfiler, istifa gibi tüm kavramlar olmalı veya ekleyeceğiniz farklı maddeler ;).

Epey kafa yordum aslında bunlara hatta çok ta erken yaşta…

Çünkü genç bir profesyonel, hayatının en önemli dönemini bunlara kafa yorarak geçirmektedir değil mi?

Arkana yaslan, ve yazıyı iyice oku kesin kendinden bir parça bulacaksın hatta yazının üzerine ilave yaşanmışlıklar ekleyebilir ya da istediğin kısımları çıkarabilirsin.
Benzer durumlarla karşılaşmış genç profesyonellerden biri, ya da yıllarını iş hayatına adamış bu gerçeklerle yüzleşmiş bir üst düzey yönetici ya da yeni mezun olup, tüm enerjisini bu döneme adamaya hazır bir genç olabilirsin.
Rahat ol, ben de gencim. Yani yeni yetme de değil hani ;)

Bunca yıl iş hayatımda profesyonel anlamda dolu dolu çalıştım, bana göre başarılı, az tatilli, bol olmasa da primli, çokça sosyal medya içerikli ve yenilikli 12 seneyi doldurdum.

Son 6 ay ya da 1 sene diyelim daha ne kadar işlerin böyle gideceğini Yada gitmeyeceğini sorgulayarak birşeylere karar vererek çeşitli başlıklar arasında uzun denecek bir yolculuk yaptım. (Burada o yolculuğun detayına çok girmeyeceğim)

12 koca senede iş hayatında özetle neler yaşadım bakalım,

21 yaşımdan 32 yaşıma geçtim,
Çok güzel dostlar kazandığım gibi tanımaktan da utandığım insanlarla iletişim kurdum, çalıştım, onları da tanımakla halime şükrettim.
Çok sayıda yönetici görevlerini üstlenmiş ancak çok çok az sayıda gerçek yönetici vasıfları taşıyan insanlar ile çalıştım. Onların kazandırdıkları için minnettarım. Kendilerine de sık sık dile getirmeye çalışıyorum, umarım mutlu olmalarına sebep oluyorumdur.
Çokça eğitimler verip, bildiklerimi insanlara anlatmaktan pek mutlu oldum.
İş hayatı dediğiniz bu yerde, pazarlama dışında çok ciddi tecrübeler edindim. Ciddi ve ağır tecrübeler.. Bunlara genç yaşta tanık olmanın hem katkısı hem de benden götürdükleri oldu.
Ara ara stres ve hareketsizlikten dolayı kilo aldım, kilo verdim.
Stresten son 2 yılda iki hastalıkla tanıştım. Allah beterinden korusun..
İş hayatından nasibimi ve beklentilerimi erken alarak, hayallerimi biraz revize ettim. Kendime yeni kapılar açtım.
İş hayatında şansa inanmayanlardanım. Hatta hayatta da şans diye bir kavramın varlığına çok inanmıyorum. İş hayatı özelinde irdelersem; şans sandığınız şey bana göre, hak edilmiş kazanımlardır. Yani bu kapıları şans değil ben açtım; çok şükür ki hak ettiğimi düşünerek. Yani bulunduğum her yerde olmamın bir sebebi vardı. Buna da kader ve kısmet diyoruz.
Açıköğretimden ikinci üniversiteyi bitirdim üçüncü farklı bölüme kayıt yaptırdım da sonu ne dedim? Evlendim ve anne oldum ve şimdi İş hayatındaki tüm kadınlara önce ruh ve beden sağlığı diliyorum.
İş hayatının etkisine ve esnek çalışma saatlerine rağmen hayırlı bir evlat, bakımlı ve başarılı eş, şefkatli anne ve iyi bir abla olmak için çok çalıştım, hala da devam ediyorum.
İstediğim tatili hala yapamadım muhtemelen istifa ettikten sonra yapabilirim.
Bol bol ağladım desem yalan hiç ağlamadım mübarek cesur yürek modeliyim gerçi kadınız ya da insanız doğamızda var sğlamak. Bana yapılan çokça haksızlığa karşı hiç susmadım ve hak edilmediğim yerde kendim için iyi bir zaman tayin ederek ayrıldım, hiç durmadım!
İnsanları hep gözlemledim, davranış nedenlerini sorguladım.
Birçok insana hem iş hayatları hem de özel hayatları için yardımcı olmaya çalıştım. Çoğu tarafından ‘yaşam koçu’ görevlerini bile üstlendim. Bundan çok büyük zevk aldığımı söylemeliyim. Bazen sizin yerinize birisinin, nefes almanız ve bakmanız için pencereyi açması gerekebilir.
İşten fırsat buldukça (ki en acıklı cümle budur; fırsat bulmak) yakın yerleri bol bol gezdim, yeni şeyler keşfederek içimdeki enerji dolu insanı tüketmemeye çalıştım.
Kendimce başka yerine getirmem gereken kişisel görevlerim için uğraştım.
Çokça tasavvufla ilgilendim.. Neden paylaştım bunları dersen, özellikle iş hayatında perde arkasında bunlar duruyor. Mutluluk; evet çalışarak, dolaylı ya da doğrudan hep elde etmeye çalıştığın mutluluk için…Bu sürede senden götürdüklerini görmeyecek kadar kendini kaybettiren rekabet hırsı! Iş hayatı böyle işte! Bizi en az 15 sene eğitim aldıran, yaşlıların bayramdaki ilk sorusu !
Emek harcadıkça, hakkını vermeye çalıştıkça hırslı sanıldığın,
Hani hakkında binlerce kitap yazılan. Hatta bu kitapların çoğunun iletişim, davranış ve başarı üzerine olduğu ama kimsenin iletişim kurmak için en ufak bir çaba harcamadığı,
3 gün tatil yapabilmek uğruna aylarca beklediğin ama gittiğinde çoğu zaman burnundan getirilen,
Eşinle, çocuğunla, evinle, ailenle, sevgilinle ya da yalnızlığınla geçirdiğin zamandan çok zamanı isteyen,
Her türlü insanla uğraşmak, pardon iletişim kurmak ve iş yapmak zorunda olduğun. Kariyer basamağını çıkmak için ya sessiz kalman, türlü oyunlara göz yumman ya da mesela çok para harcayıp ödül kazandırman gereken,
Koca bir haftayı, hafta sonu ne yapacağının hayaliyle geçirdiğin; hafta sonu ise lanet Pazartesi gününü düşünürerek ziyan ettiğin,
Kendine vermek istediğin bir mola için, toplantı takviminde kırk takla attığın, iş hayatı.
Bence bu kadar yeter; çünkü hepinizin aynı anda istifa etmesini istemem. Kredi kartı borçlarınız var malum, hani şu 2000 tl ye sırf gösteriş için aldığınız çantaları 12 ayda ödediğiniz.

Tüm bunları okurken, iyi öyle de çalışmak zorundayız diyeceksiniz. Evet, bence de hepimiz çalışmak zorundayız. Hem de iş tatmini yaşayarak, keyif alarak, tadını çıkararak, yer yer sinirlenip gerilerek. Ama insanlığımızdan taviz vermeden, saygı çerçevesinde ve birlikte yol aldığımız insanları ve kurumları her daim düşünerek, çalışmak zorundayız. Ama şartları iyileştirmek, değiştirmek sadece senin elinde; kurumların ya da kişilerin değil. Ve modern hayat kavramının yaratmak istediği “Tek başına, dimdik ayakta dur!” duygusunun aksine, birçok insana ihtiyacın olduğunu unutmayarak.Anlatmak istediğim tamamen bu..

İş hayatı, aşk hayatı gibi farklı davranman gereken hayatlar yok! Bir tek hayatın var ve şu an onu yaşıyorsun..

Hayallerin, mutlulukların, işin, eşin, sevgilin ya da yalnızlığın; en önemlisi aileni de kucaklayabileceğin bir tek hayat.

En çok sevmen ve değer vermen gereken kendinle yaşayabileceğin bir tek hayatın var. Bu dünyaya geliş sebebini kavrayacağın ve sana ‘verilmiş’ esas sorumluluğu yerine getireceğin bir tek hayat..

Kendine sorman gereken sorular için bolca ayna, harika kağıtların ya da defterlerin var.

Arada bir saate bakmadığınız günler geçirin. Benim o günlerimden birer kare…

20140402-113311.jpg

12 Kasım 2010 Cuma

Kendimi Pazarlıyorum…

“Ben kendimi pazarlama konusunda pekiyi değilimdir” diyor karşımdaki kişi… Kendisi iş dünyasının içinden ve üstelik mesleği de pazarlama!

İçimden ona “İyi halt ediyorsun! Sen daha kendini pazarlayamıyorsun, şu anda başında olduğun ürünü nasıl pazarlayacaksın a şaşkın!” diyorum ve başlıyorum kendini pazarlayabiliyor olmanın kötü bir şey olmadığını anlatmaya.

Aslında mesleği pazarlama olan fakat “kendini pazarlama”nın kötü bir şey olduğunu düşünen bu arkadaşa da kızmamak lazım. Analarımız – babalarımız ve de değerli büyüklerimiz “kendini göstermenin, kendinden bahsetmenin” terbiyesizliklerin başında geldiğini zihnimize kazıyıp durdular, adını da “mütevazılık” koydular. O yüzdendir ki “ben kendimi hiç pazarlayamam” diyenler bu cümleyi büyük bir erdeme sahiplermiş gibi kurarlar.

YANLIŞ!

Özellikle de işi pazarlama olan kişilerin kendilerini pazarlayamamaları mesleki bir ayıp bana göre.
“İşimi çok iyi yapmam kariyerim için yeterlidir” çağını çoktan geride bıraktık. Ne kadar eğitimli, tecrübeli ve ne kadar kabiliyetli olursanız olun bu meziyetlerinizi başkalarına sunmadıkça hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Çok başarılı olduğunuzu düşünüyor, bu düşüncenizin oluşmasını sağlayacak kadar çok çalışıyor, doğru işler yapıyor ve hatta bunu hiç sekteye uğratmadan istikrarlı bir şekilde devam ettiriyorsunuz. Fakat sizinle aynı işi yapan X Bey, sizin başarı performansınızın biraz daha altında bir performansa sahip olmasına rağmen, hatta sizin 12 saat dolu dolu çalışmanıza karşılık onun daha az çalışmasına rağmen patronunuzun gözdesi olmasının, patronunuzun her fırsatta fikrini sorduğu kişi olmasının, sizden daha fazla para kazanıyor olmasının, siz kahve istediğinizde mırın kırın eden çaycının onun her servisine uçarak gidiyor olmasının ve başka şirketlerden daha çok iş teklifi alıyor olmasının mutlaka bir nedeni var.
X Bey yolunda başarıyla ilerlerken siz nerede yanlış yaptığınızı sorguluyor, onun sizden farkının ne olduğunu düşünüp duruyorsunuz değil mi? Sorunun cevabı; “X Bey’in kendi kişisel markasını yaratması, kendi pazarlamasını doğru stratejiler ile yapıyor olmasın sakın?”

Günümüzde kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak hiç ama hiç yeterli değil artık. Başarıya giden yol kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp bu markayı doğru pazarlamaktan geçiyor. Ancak altını kalınca çizmekte fayda var. Kendini pazarlamak demek; hava satmak, caka satmak, övünmek, ukalalık yapmak ve hırslarının esiri olmak değildir. Pazarlamanın başarı getirmesi için “ürün” ün mutlaka iyi olması gerekiyor. Kötü bir ürünle insanları maksimum 2 defa kandırabilirsiniz. Dolayısıyla da kişisel pazarlamanızı yaparken de ürününüzün doğru olması gerekiyor. Önce doğru bir ürün oluşturun, sonra pazarlayın.

Yani yazımın özeti şu aslında;

Kendinizi bir marka haline getirdiğinizde ve markanızı pazarladığınızda sürekli olarak aranan, düşünceleri insanlar için önem taşıyan, kişileri yönlendiren, son sözü söyleyen, boşluğu fazlasıyla hissedilen, ismi ve başarısı dilden dile dolaşan kişi olacaksınız.
Demem o ki; “ben kendimi pazarlama konusunda iyi değilimdir” yerine “ben kendimi çok iyi pazarlıyorum” diye gururla söyleyin.

Utanmayın! İnanın bana utanacak hiçbir şey yok!
ALINTIDIR-
GÜLAY AKÇAKOCA